Ticari ilişkilerde ödeme yapılmaması ya da geciktirilmesi, alacaklıyı tahsilat sürecine taşıyan en yaygın sorunlardan biridir. Bu süreçte iki temel yol öne çıkar: icra takibi ve alacak davası. Hangi yolun tercih edileceği; alacağın belgelenme durumuna, borçlunun varlıklarına ve uyuşmazlığın itiraz içerip içermediğine göre değişir.
Her iki yol da birbirini dışlamaz; koşullara göre biri diğerinin önünde ya da tamamlayıcısı olarak işletilebilir. Sürecin doğru bir sırayla yürütülmesi — tahsilat öncesi hazırlık dahil — alacağın geri kazanılma ihtimalini doğrudan etkiler.
Ticari Alacakta İcra Takibi Yolu
İcra takibi, mahkeme kararı beklenmeksizin başlatılabilen ve genellikle daha hızlı sonuç alınabilen bir tahsilat yoludur. Ticari alacaklar için iki ayrı icra takibi türü söz konusudur: ilamsız icra takibi ve ilamlı icra takibi.
İlamsız icra takibi, herhangi bir mahkeme ilamına gerek kalmaksızın başlatılır. Alacaklı, yetkili icra dairesine başvurarak ödeme emri çıkartır. Borçluya tebliğ edilen bu emirde yedi günlük itiraz süresi tanınır. Borçlu bu süre içinde itiraz ederse takip durur; alacaklı, elindeki belgenin niteliğine göre icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir ya da genel mahkemede itirazın iptali davası açabilir. İtiraz edilmezse icra takibi kesinleşir; borçlunun banka hesapları, araçları ve taşınmazları üzerine haciz uygulanabilir.
İlamlı icra takibi ise mahkeme kararı, mahkeme huzurunda yapılan sulh ve kabuller ya da para borcu ikrarını içeren ve noterce re’sen düzenlenen senetler gibi ilam niteliğindeki belgeler dayanak alınarak yürütülür. Bu tür takipte borçlunun itiraz hakkı son derece sınırlıdır; bu da süreci alacaklı açısından daha güvenceli kılar.
Ticari alacaklarda sıkça başvurulan bir diğer yol, kambiyo senetlerine özgü icra takibidir. Alacak bir poliçe, bono ya da çeke dayanıyorsa bu özel yol işletilir. Borçluya beş günlük itiraz süresi tanınır; itiraz olmaksızın takip hızla ilerler. Kambiyo takibinde yetkili icra dairesi, İİK m.50 yollamasıyla genel yetki kurallarına göre belirlenir; Yargıtay uygulamasına göre borçlulardan birinin yerleşim yeri ile senette gösterilen ödeme yeri icra dairesi yetkilidir.
Haciz aşamasında borçlunun banka hesapları, taşınır ve taşınmaz mal varlığı ile üçüncü kişilerdeki alacakları haczedilebilir. Hacizli mallara önce kıymet takdiri yapılır; ardından satış kararı ile tasfiye gerçekleştirilir. Bu sürecin işleyişi İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) ilgili hükümleriyle düzenlenmiştir.
Alacak Davası Ne Zaman Tercih Edilmeli?
İcra takibi her zaman yeterli bir araç olmayabilir. Borçlunun itiraz etmesi, alacak miktarının tartışmalı olması ya da alacağın belgeye dayanmaksızın doğmuş olması durumlarında mahkeme sürecine başvurmak kaçınılmaz hale gelir.
Alacak davası, aşağıdaki durumlarda öne çıkar:
- Borçlu icra takibine itiraz etmişse (itirazın iptali veya kaldırılması davası)
- Alacak belgesi bulunmuyorsa ya da sözlü anlaşmaya dayanıyorsa
- Alacak miktarı hâlâ netleşmemişse (ör. hizmet bedeli ya da hasar tazminatı tartışmalıysa)
- Ticari sözleşmeden doğan tazminat ya da cezai şart alacağı söz konusuysa
Ticari davalarda Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. Her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan davalar ile tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın kanunda sayılan davalar ticari dava sayılır ve bu davalara asliye ticaret mahkemesi bakar (Türk Ticaret Kanunu madde 4 ve 5). Yetki bakımından ise kural olarak davalının yerleşim yeri mahkemesi esas alınır; sözleşmeden doğan davalar sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir. Taraflar tacir ise yazılı yetki sözleşmesiyle belirlenen mahkeme, aksi kararlaştırılmadıkça tek yetkili mahkeme olur.
Dava aşamasında ispat yükü alacaklıya aittir. Fatura, sözleşme, yazışma kayıtları, sevk irsaliyesi, banka dekontu gibi belgeler delil olarak dosyaya eklenir. Alacağın ispatlanması hem davanın seyrini hem de hükmedilecek tutarı doğrudan belirler.
Mahkeme, alacağı haklı bulursa borçluyu ödemeye mahkûm eder. Bu karar ilamlı icra takibinin dayanağı haline gelir; artık borçlunun kapsamlı bir itiraz yolu kalmaz.
Dava açılmadan önce belirli ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk aşamasından geçilmesi gerekmektedir. Arabuluculuk sürecinin nasıl işlediğine ilişkin ayrıntılı bilgiye ticari dava zorunlu arabuluculuk sayfasından ulaşılabilir.
Tahsilat Öncesi İhtar ve Delil Toplama
İcra takibi ya da dava yoluna başvurmadan önce atılacak adımlar, sürecin sonucunu önemli ölçüde etkiler. Bu hazırlık aşaması iki temel unsurdan oluşur: ihtarname ve delil dosyasının oluşturulması.
İhtarname, alacaklının borcun ödenmesini borçludan yazılı olarak talep ettiği belgedir. Noterce düzenlenen ya da noter aracılığıyla tebliğ edilen bir ihtarname, muaccel borçlarda temerrüt tarihini hukuki kesinlikte tespit eder; ödeme günü sözleşmede belirlenmişse bu günün geçmesiyle borçlu ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer. Bu tarih; temerrüt faizinin işlemeye başladığı an olarak dava ve icra süreçlerinde belirleyicidir. İhtarname aynı zamanda ödeme talebinin borçluya ulaştığını gösteren önemli bir delildir. İhtarname göndermenin usul ve sonuçları hakkında ayrıntılı bilgi için ticari alacakta ihtarname çekme sayfasına bakılabilir.
Delil toplama aşamasında şu belgelerin bir araya getirilmesi sürecin seyrini doğrudan etkiler:
- İmzalı sözleşme veya sipariş formu
- Fatura ve irsaliyeler
- Banka ödeme kayıtları ve dekontlar
- E-posta, mesaj ve yazışma dökümleri
- Kısmi ödeme belgeleri (borcu zımnen kabul göstergesi olabilir)
Özellikle kısmi ödemeler, borçlunun borcun varlığını kabul ettiğine işaret eden önemli bir kanıt olarak değerlendirilebilir. Belge düzeninin sağlıklı tutulması, hem icra hem de dava sürecinde ispat kolaylığı sağlar.
Alacağın tahsilinde zaman baskısı da göz ardı edilmemesi gereken bir etkendir. Ticari alacaklarda zamanaşımı süreleri ilişkinin niteliğine göre farklılık gösterebilir; bu konudaki ayrıntılı değerlendirme için ticari alacak zamanaşımı sayfasına başvurulabilir.
Ticari alacak tahsili sürecinde hukuki danışmanlık almak, hem doğru yolun belirlenmesi hem de belge hazırlığının eksiksiz yürütülmesi açısından süreci kolaylaştırabilir. Av. Arif Çakır, Antalya’da ticari uyuşmazlık ve alacak süreçlerinde müvekkillerine bu değerlendirmeyi sunmaktadır.

























